Özgürlüğün Anlamı
Özgürlük ne ola ki? Linux Gezegeni'nde Murat HAZER'in yazısı ile fark ettim. Etkileyici bir özet niteliğindeki bu animasyonu kaçırmayın.
her kelebek bir süre tırtıl olarak yaşar
Özgürlük ne ola ki? Linux Gezegeni'nde Murat HAZER'in yazısı ile fark ettim. Etkileyici bir özet niteliğindeki bu animasyonu kaçırmayın.
yazan
Serkan
zaman:
21:25
0
yorum
etiket: özeleştiri
Çok olmuş yazmayalı. Sınavlar girmiş araya. Sonra habire unutulmuş yazmak. Yoksa ihtiyaç mı olmamış? Ya da öyle şeyler olmuş ki yazmaya gücü yetmemiş insanın. Bu kısacık sürede gerçekten çok şey değişmiş.
Aynı kalmadığına şükretmek gerek aslında. Tabi her zaman olmaz böyle, unutmamak gerek.
Kısacası şimdi de yazamıyorum. Yazacak birşey olmadığından değil, benim anlatacak sözcük bulamamamdan... Çook çalışmak gerek çok. Yada en azından çalışmak gerek.
yazan
Serkan
zaman:
19:32
0
yorum
etiket: özeleştiri
Bugün 9'a 10 kala gibi evden çıkmam gerekti. Geçen yıllarda genellikle bu saatlerde evde televizyon karşısında olurdum. Haliyle 15 dakika sonra yaşanacak bir dakikalık hayatın donuşuna hazırlıklı, sadece bekliyordum.
Ne oldu? Dolmuştaki ambülans geliyor sananlara saati hatırlatmaktan fazlasına gerek olmadı. (Hiçbir) Araba durmadı kimse sinirlenince köklediği kornasına basmaya tenezzül etmedi. Hatta "ee 9'u 5 geçiyorsa ne olmuş" gibi cevap verenler oldu... Yok yok aslında arkadan hızla ambülans geliyordu!
22 Eylül'e dönelim. KTÜ'nün açılışı yapılıyor. Zaten geç kaldığı için tören alanına koşuşturan ben ve okulun kimi öğretim üyeleri, İstiklal Marşı duyulduğu gibi oldukları yerde çakılı kalıyorlar. Arkadan da bir kaç genç (genç falan değil yıldın herifler) sohbet istiflerini bozmadan hafif neşeli (hatta bence çakırkeyf) hiç bir şey olmamışçasına (bizim gibi) onca heykelimsi komik insanın yanından geçiiip gidiyor.
Utanıyorum...
yazan
Serkan
zaman:
21:16
0
yorum
etiket: özeleştiri, Türkiye
Gereğinden fazlasnı bilmek ister misiniz? Kulağa hoş geliyor. Hep daha fazlası, hep da iyi. Çok korkutucu örneklere gerek yok. Bildiğinizin kimse farkında olmayacaksa bile, gereğinden fazlasına sahip olmak rahatsız edici olabilir mi? Utanılacak bir yönü olmayacak, sadece bileceksiniz, hatta bildiğiniz o kadar alelade olacak ki aklınıza geldiği gibi bir kenara atacaksınız. Ama hiç unutmayacaksınız...
yazan
Serkan
zaman:
00:02
0
yorum
etiket: özeleştiri
"Ülkemizde internet sektöründe faaliyet gösteren internet servisi sağlayıcılar, uygulama ve şebeke sağlayıcılar, özellikle de 3G denilen mobil cep telefonları üreticileri ile birlikte kamunun desteği ile bir çatı altında toplanılacak. Teknik olarak çocuk pornosu ve benzeri ahlaki olmayan görüntüler kontrol altına alınacaktır. Oluşturulacak bu merkez, internet sektöründe arama motorları olan Altavista, Netscape, Google ve benzeri firmaların yetkilileri ile ve ülkemizdeki internet yazılım firmalarıyla görüşmeler yapacak. Özelllikle internet servis sunucuları ve şebeke sunucuların kullandıkları sistem ve şebekelerde ’perdeleme ve antivirüs’ uygulanacak. Hem merkezin hem de en uçtaki kullanıcıların, teknik olarak kontrol altına alınması sağlanacak." ( Kaynak: AKP Milletvekili Gülseren Topuz )Duyunca dehşete düştüğüm yasa tasarısı ile ilgili fazlamesai.net yorumlarını burada bulabilirsiniz. Aşağıya eklediğim PozitifPC'den gelmiş ilgili ileti herşeyi özetliyor.
AKP Internet'i sansür altına almak için harekete geçti. AKP Milletvekili Gülseren Topuz, "çocuk pornosu" bahanesi ile, Internet'i sansür altına alacak bir altyapı kurulması için yasa önerisi verdi.
Pozitif PC, Internet kullanıcıları bilinçlendirmek ve yasanın çıkmasına engel olmak için bir kampanya başlatmış bulunuyor:"Internet faşizmi istemiyoruz".
Tepkilerinizi, http://www.pozitifpc.com/internet adresinde dile getirebilirsiniz. Pozitif PC, gelen tepkilerini bağlantı kurabildiği milletvekillerine aktararak yasanın geçmesini engellemeye çalışacaktır. ( Kaynak: PozitifPC )
yazan
Serkan
zaman:
18:51
0
yorum
etiket: Türkiye, Türkiye'de bilişim
Daha önce de yazdığım gibi Karadeniz Gizemi projesinin ilk gezisi bugüne ertelenmişti. Bu sefer yağmura (hatta kara) rağmen gittik. Yılın ilk karı ile Uzungöl'de karşılaştık. Bize eşlik eden profesyoneller sayesinde hava şartlarına uyum sağlayacak şekilde rota değişiklikleri de oldu ki sonuçta bir kaç rotayı es geçmemiz gerekti. Özellikle sık sık bölümde gördüğüm ama bir türlü tanıma fırsatı bulamadığım Kamil Hoca'nın bizimle olması tek başına yeterdi de artardı da.
Rize Üniversitesi'nden arkadaşların katılması ile daha da kalabalık olduk demek isterdim ama sanırım benim katılmamla onlar daha kalabalık oldular tabiri daha yerinde olur. Bizden katılan tek kişiydim.
Trabzon'da katılma fırsatı bulduğum bir bilişim fuarı daha oldu; Comtech 2006. Daha önce de bir iki tanesine gitmiştim.
Koca fuar sanki taşınabilir bilgisayar üreticilerinin ellerinde kalan 32bit ürünleri bitirmek üzere tasarladığı bir akşam pazarı gibi. O kadar bilgisayar arasından sadece bir tane (o da eski model bir Celeron M) bilgisayarın Windows'suz satın alınabileceğini öğrendim.
Aslında birşeyler bulamayan tek ben değildim. Doğru dürüst göz atılacak katalog bile yoktu hiç bir stantlarda. İlgi duymadığım ürünlerin olduğu fuarlardan elim bir çanta dolusu katalogla çıktığımı bilirim acaba şimdi niye elimde tek kağıt parçası olmadan döndüm? Sanırım tasarruf zamanı :)
Birisi ayrıntılı bilgi alabileceğim internet sitelerinden bahsedince, hatalı not almamak için yazılı olarak görmek istedim. Okuyabileceğim bir afiş yoktu. Kart yada katalogdan bahsetmeye gerek yok herhalde...
yazan
Serkan
zaman:
00:07
0
yorum
etiket: Türkiye'de bilişim
Erkan Tekman'ın yazısını görünce tüylerim diken diken oldu. Oysa zamanında SuSE Novell'e geçince heyecanlandığımı hatırlıyorum. Meğer hayatımdan bir Linux dağıtımını silmenin ötesinde bir şey değilmiş. Bugün Novell'in resmi sitesinde Steve Ballmer'in sözleri yer alıyor.
Microsoft'u severim ama sadece benim dünyama bulaşmadığı sürece!
Google'da sefil anlamına gelen İngilizce sözcük olan 'miserable'yi arayınca bu dünyalı ile karşılaşıyoruz. Bunu epey zaman önce bir gazete haberinde görmüştüm. Kontrol ettim halen öyle.
Katkı olsun diye bende miserable yazdımımda o yaratığın sayfasına bağlantı vereceğim ki yeri değişmesin. Çünkü Google bir siteye bağlantı verirken kulandığınız kelimeyi önemsiyor. Benim gibi pek çok kişi miserable sözcüğünü yazığında bu sayfaya başlantı vermiş ki aramada ilk sırada o çıkıyor. Google'ın dikkate aldığı tek ölçüt olmasa da önemlilerinden birinin bu olduğunu biliyoruz.
Ben bundan sonra sefil yazdığım zamanlarda da bu sayfaya bağlantı vermeye karar verdim. Bakın yazıyorum; sefil, sefil, sefil, sefil :)
Tabi unutmamak gerek; seçim olur değişir bu adam. Oturur belki kolduğuna bir başka melek. Notumuzu ekleyelim; bugünlerde bu sayfada George W. Bush'dan bahsediliyor.
yazan
Serkan
zaman:
00:54
0
yorum
etiket: korsan, sahtekarlık
"Tahtını, rahatını düşünen padişah, yenilen düşmanla birlikte yurdumuzdan kaçtı. İmzalanan Lozan Antlaşması'yla yeni bir devlet doğdu. Bu doğan devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemişti... Atatürk düşmanın ülkeden atılıp sınırlarımızın belirlenmesinden sonra çoktan beri tasarladığı Cumhuriyet'in ilanı üzerine hazırlıklar yapmaya başladı. 28 Ekim 1923 akşamı yakın arkadaşlarını Çankaya'da yemeğe çağırdı. Onlara, 'Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz,' dedi... Cumhuriyet'in ilanı yurtta sevinç ve coşku ile karşılandı."Tırnak içindeki kısmı hatırladınız mı? Hatırlasanız da hatırlamasanız da Gündüz Vassaf'ın yazısına göz atmanızı tavsiye ederim.
İlkokul çocukları 'bile' daha fazlasına layık.
(Kaynak: Google'da Cumhuriyet Bayramı )
yazan
Serkan
zaman:
02:29
2
yorum
etiket: özeleştiri, Türkiye